Tarihi çevre bir milletin geçmiºten kalan en büyük mirasıdır. Milletler,tarihten öğrendikleri ile içinde yaşadıkları zamanın kültürlerini birlikte yoğurarak geleceğini kurabilirler. Bir başka deyişle, tarih; toplumları ideâlleri doğrultusunda hedefe ulaştıracak köprüler niteliğindedir. Tarihî bilgileri aktaran en önemli araçlar ise tarihi çevrelerdir.Yani, dünden bugüne ulaşabilen kültür ve sanat eserleridir.

         İnsanlarda sanat eserini ve tarihi çevreyi koruma şuurunun yokluğu,sahip olduğumuz zengin kültür mirasımızın hızla kaybolması ve gözlerden silinip gitmesi sonucunu doğurmaktadır. Milletçe tarihi eserleri ve dolayısıyla tarihi çevreleri korumak, kültürel değerlerimize sahip çıkmak için gerekli önlemlerin alınması zorunludur. Aksi halde sözü edilen yok oluş, belki de kaçınılmaz olacaktır.

        Dünya yüzünde, Anadolu'nun olduğu kadar medeniyetlere beşiklik etmiş çok az memleket vardır. Anadolu, tarihin henüz yazılmaya başlanmadığı devirlerden günümüze kadar, onlarca,belkide yüzlerce uygarlığın ev sahipliğini yapmıştır.Bütün bu medeniyetleri ortaya koyan toplumlar kendileri yok olup giderlerken, geride adeta adımlarının izleri gibi eserlerini bırakmışlardır.Onların izlerine sahip çıkmak ise bizlere kalmıştır.

       Bir ülke üzerinde var olan tarihi eserler kime ve hangi medeniyete ait olursa olsun, topyekün bütün insanların koruması gereken değerler olup onların korunması, herkesin üzerine düşen bir insanlık görevidir.

 

 
 

Hazırlayan Dr.Mustafa Cirban      mcirban@ttmail.com